📘 Tutumlar & Tutum Değişimi
Kaynak: Slaytlar 6.–7. Hafta + Tutum Değişimine Kuramsal Yaklaşımlar (Bölüm 5)Tutumun ne olduğu, öğeleri, tutum–davranış ilişkisi, kalıpyargı/önyargı/ayrımcılık, dört kuramsal yaklaşım ve sınavın yıldızı olan üç tutarlılık kuramı.
1. Tutum Nedir? Öğeleri
Tutum: Bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğilimdir. Bu eğilim objeye karşı olumlu ya da olumsuz yaklaşma şeklinde ortaya çıkar.
Tutumlar kendileri gözlenemeyen, fakat gözlenebilen davranışlara yol açtığı varsayılan eğilimlerdir; bu yüzden olayları incelemede ara değişken olarak kullanılırlar.
Tutumun üç öğesi
| Öğe | Açıklama |
|---|---|
| Bilişsel (zihinsel) | Obje hakkındaki düşünce, bilgi ve inançlar. |
| Duygusal | Objeye karşı beslenen duygular (sevme/sevmeme). |
| Davranışsal | Objeye yönelik davranma eğilimi. |
Bilişsel, duygusal ve davranışsal öğeler yerleşmiş ve güçlü tutumlarda tam olarak bulunur. Zayıf tutumlarda özellikle davranışsal öğe çok zayıf olabilir.
2. Tutum ve Davranış İlişkisi
Tutum, ortamsal etkenlerle etkileşim halinde davranışı meydana getirir. Tutumlar her zaman davranışı belirleyemez; hangi koşulda belirleyebileceği şu faktörlere bağlıdır:
- a) Ölçüm uyumsuzluğu: Tutumların ve davranışların ölçülmesindeki uyumsuzluk.
- b) Zaman faktörü: Tutum ile davranış arasında geçen süre.
- c) Tutumun güç derecesi: Bir tutumun gücü, üç öğesinin (zihinsel + duygusal + davranışsal) gücünün toplamıdır. Köklü/yerleşmiş tutumların gücü yüksektir; aşırı tutumlar genellikle güçlüdür.
- d) Tutumun ulaşılabilirliği: Bazı tutumlar bellekten daha çabuk çağrılır, daha kolay bilince ulaşır ve davranışı daha çok etkiler.
- e) Farkındalık: Kişinin kendi tutum ve davranışının ne ölçüde farkında olması. Yüksek farkındalık tutum–davranış ilişkisini güçlendirir (1: tutuma ulaşmayı kolaylaştırır, 2: tutuma odaklanıp davranışa öncülük etmesine izin verir).
3. Kalıpyargı, Önyargı, Ayrımcılık
| Kavram | Tanım |
|---|---|
| Kalıpyargı (stereotype) | Belirli gruplar hakkında sahip olduğumuz bilgilerin özeti; kestirme yoldan fikir verir. Bir grubu ne kadar az tanıyorsak o kadar kolay kalıplaştırırız. |
| Önyargı (prejudice) | Bir gruba, sadece o gruba ait oldukları için sahip olunan negatif tutum (duygu/düşünce düzeyinde). |
| Ayrımcılık (discrimination) | Bir grubun üyelerine, sadece o gruba karşı olumsuz tutum nedeniyle olumsuz davranışta bulunmak (davranış düzeyinde). |
Görünür önyargı, gizil önyargıya göre çok daha açık, saklamaya gerek duyulmayan, kontrolsüz ve direkt önyargıdır; dışavurumu daha kolaydır.
Kalıplaşmış tutumların kalıcılığı
- Katz ve Braly (1933): Princeton öğrencilerinin farklı uluslara yönelik kalıplaşmış tutumlarını incelemiştir (yaygın stereotipleri ortaya koymak).
- Gilbert (1951): ~20 yıl sonra aynı üniversitede aynı yöntemle tekrar; stereotiplerin değişip değişmediğine bakılmıştır.
- Ortak bulgu: Kalıplaşmış tutumlar büyük ölçüde değişmeden kalmıştır — yani stereotipler zaman içinde dirençlidir.
- Türklerle ilgili: Her iki araştırmada da Türkler hakkında bilgi sahibi katılımcı azdır → kalıpyargılar doğrudan deneyimden değil, kulaktan dolma bilgiden kaynaklanır; bilgi eksikliği kalıpyargıya zemin hazırlar.
Özet: Kalıplaşmış tutumlar küçük yaşta gelişir; politik/tarihsel/ekonomik/kültürel etkenlerle beslenir; çoğunlukla kulaktan dolma ve akılcı olmaktan çok duygusaldır; bu yüzden kolay değişmez, durağandır.
4. Tutum Değişimine Dört Kuramsal Yaklaşım
Tutum değişimi sorununa eğilen araştırmalar dört farklı kuramsal yaklaşım kullanmıştır:
| Yaklaşım | Ana fikir |
|---|---|
| Öğrenme Kuramları | Tutum değişimi bir öğrenme sürecidir; eski tutum yerine yeni tutum öğrenilir. Uyaran–tepki: iletişim kaynağı = uyaran, kişide yaratılan tutum değişimi = tepki. (Hovland ve ark.) |
| Sosyal Yargı Kuramı | Sherif ve ark.: Kaynaktan gelen ileti herkes tarafından aynı algılanmaz; kişi yeni iletiyi eski tecrübelerine göre değerlendirir. |
| Tutarlılık (Denge) Kuramları | İnsan düşüncesi tutarsızlıktan kaçıp tutarlı olmaya yönelir. ⭐ Üç kuram bu başlıkta. |
| İşlevsel Kuramlar | Tutumlar kişiye bir işlev/görev görür (örn. önyargılı tutum kişiyi iç çatışmaya karşı korur — Adorno ve ark. psikanalitik temel). |
5. Sosyal Yargı Kuramı (Sherif)
Tutumlarımızın bir sayı doğrusu üzerinde var olduğunu düşünelim. Kişiye gönderilen ileti, tutumuna göre üç alandan birine düşer:
| Alan | Ne olur? |
|---|---|
| Kabul etme alanı | İleti tutuma yakınsa kabul edilebilir; kabul alanına düşerse tutum değişir. |
| Reddetme alanı | İleti tutumdan uzaksa reddedilir; ret alanına düşerse tutum değişmez. |
| Tarafsızlık alanı | Kişinin nötr kaldığı, ilgilenmediği nokta; ne kabul ne ret. |
- Kuvvetli tutum → Kontrast etkisi Karşıt görüşü olduğundan daha aykırı görür, ret alanına iter. Güçlü tutumda ret alanı kabul alanından geniştir.
- Zayıf tutum → Benzetme etkisi Karşı fikri kendi fikrine olduğundan daha benzer görür, kabul alanına alır. Zayıf tutumda kabul alanı ret alanından geniştir.
6. ⭐ Tutarlılık Kuramları ⭐ Klasik Soru Adayı
a) Heider'in Denge Kuramı (Balance Theory)
Heider (1946, 1958) denge kuramını kişilerarası algı çerçevesinde ve fenomenolojik açıdan geliştirmiştir. Bir kişinin (k), başka bir kişi (d) ve bir tutum objesi (o) ile ilişkilerini inceler; durum daima k'nin görüş açısından ele alınır.
İki tür ilişki vardır: (a) sevme–sevmeme (tutum) ve (b) birlikte/ait olma–olmama. Her ilişki olumlu (+) veya olumsuz (−) olabilir; derece üstünde durulmaz.
| Durum (k'ye göre üç ilişki) | Sonuç |
|---|---|
| Üçü de olumlu (+ + +) | Dengeli |
| İkisi olumsuz, biri olumlu | Dengeli |
| İkisi olumlu, biri olumsuz | Dengesiz |
| Üçü de olumsuz (− − −) | Dengesiz |
Dengesizlik kişi için rahatsızlık vericidir ve kişi bundan kurtulmak ister.
b) Rosenberg ve Abelson'un Bilişsel Dengeleme Kuramı
Heider'in denge kuramı üzerine inşa edilmiştir. Farkları:
- Olumlu (+) ve olumsuz (−) bağın yanına nötr (ilgisiz = o) bağ eklenmiştir. Nötr bağlar hep dengeli durum oluşturur (bağ olmayınca dengesizlik de olmaz).
- Dengeyi sağlamak için tutum değiştirmekten başka yollar da analiz edilmiştir.
Denge sağlamanın 4 yolu:
| Yol | Açıklama / Örnek |
|---|---|
| 1) Tutum değiştirme | Bir öğeye karşı tutumu + → − ya da − → + yapmak. |
| 2) Reddetme (nötrleme) | İlişkiyi nötr (o) hale getirmek. Örn. “Mehmet genellikle yalan söylemez” diyerek Mehmet–yalan bağını nötrlemek. |
| 3) Ayrıştırma | Bir öğeyi ikiye bölmek. Örn. yalanı “gerekli (iyi) yalan / gereksiz (kötü) yalan” diye ayırmak; Mehmet'i iyi yalana bağlamak. (Ali örneği: “iyi not” = 9-10'u lüzumsuz, 6-7'yi yeterince iyi olarak yeniden tanımlamak.) |
| 4) Güçlendirme | Bir öğenin olumluluğunu yeni olumlu bağlarla artırıp dengesizliğin önemini azaltmak. Örn. sigara içen Ayşe: “sinirlerimi yatıştırıyor, daha iyi düşünmemi sağlıyor, çevreme uymamı sağlıyor”. |
Kişi, en az değişiklikle dengeyi sağlayacak yolu seçer (araştırmayla desteklenmiştir). Bu yüzden bilişsel dengeleme kuramı, davranış ön tahminini Heider'inkine göre daha başarılı yapar ve daha esnektir.
c) Festinger'in Bilişsel Çelişki Kuramı (Cognitive Dissonance)
Festinger (1957): Kişinin sahip olduğu bir inanç/bilgi/tutum, başka bir inanç/bilgi/tutumla çelişirse, aralarında bilişsel çelişki vardır. Bu çelişki mantıksal değil psikolojiktir ve kişiye sıkıntı verir; kişide ondan kurtulma güdüsü doğar.
Çelişki formülü (kavramsal):
Çelişkiyi azaltmak için çelişen bilgileri azaltmak ya da uyuşan bilgileri artırmak gerekir (payın paydaya oranı küçülsün).
• Uyuşan bilgi ekle (paydayı artır): “Sigara sinirlerimi yatıştırıyor”, “çevremde kabul edilmemi sağlıyor”.
• Çelişen bilginin önemini azalt (payı düşür): “Birçok doktor da içiyor”, “asıl kirli hava kanser yapıyor”. Bunlar bir psikolojik savunma mekanizması gibi işler.
1) Karar verme sonucu bilişsel çelişki
Kişi geriye dönülemeyecek bir karar verdikten sonra ortaya çıkan uyuşmazlığı — kararını değiştiremeyeceği için — tutumunu kararı (davranışı) doğrultusunda değiştirerek azaltır; yani verdiği kararın akıllıca olduğuna kendini inandırır.
2) Davranışa gerekçe bulma ihtiyacı
Davranış ile tutum çeliştiğinde kişi objektif bir dış (nesnel) gerekçe bulamazsa, davranışını bir iç (öznel) gerekçeyle = tutumunu değiştirerek açıklar (“Aslında öyle düşündüğüm için öyle yaptım”). Objektif dış gerekçe bulursa tutum değişimine gerek kalmaz.
• 20$ alanlar: Yalana iyi bir dış gerekçeleri var → az çelişki → tutum değişmez, işi sıkıcı bulmaya devam ederler.
• 1$ alanlar: Yeterli dış gerekçe yok → yüksek çelişki → tutumlarını değiştirip işi gerçekten ilginç bulmaya başlarlar. Yani az ödül alan, işi daha çok sevdi.
3) İtaat, benimseme ve bilişsel çelişki
- İtaat: Kişi dış baskı/ceza/zorlama hissedince uyar; davranış gerçek tutumunu yansıtmaz (davranış–tutum farkı). Nesnel gerekçe olduğundan çelişki oluşmaz, tutum değişmez.
- Benimseme: Davranış tutumu yansıtır; kişi gerçekten doğru bulduğu için yapar. Yeterli nesnel gerekçe yoksa, çelişkiyi azaltmak için kişi yaptığını sevmeye, doğru bulmaya başlar.
Bilişsel çelişki evrensel mi?
Bulgular, bilişsel çelişkinin her kültürde aynı oranda yaşanmadığını ve aynı oranda rahatsız edici bulunmadığını gösterir. Festinger'in varsaydığı evrensellik sonradan sorgulanmış, kültürlerarası farklar ortaya çıkmıştır. Not: Sürekli çelişkiden kaçmak, hataları kabul etmeyi engelleyerek gelişmeyi zorlaştırabilir.